Lohusa psikolojisi

loğusalık psikolojisi hakkında Prof. Dr. Nevzat TARHAN’ın sözlerine bakacak olursak:

Zorunlu bir süreç olan hamilelik, çocuğun dünyaya gelmesi ile birlikte yerini mutluluğa bırakır. Ancak zorunluluklar tamamıyla bitmemiştir. Çünkü loğusalık dönemi, kadının hem fiziksel açıdan hem de psikolojik açıdan en zayıf olduğu dönemdir. Nedeni tam olarak bilinmese de, araştırmalar loğusa kadınların beyinlerinde ciddi değişikliklerin olduğunu göstermektedir.

Lohusalık depresyonu

Bu dönemde mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin azaldığı, dopamin maddesinin ise çoğaldığına dair bulgular vardır. Ayrıca doğumdan sonra öströjen ve progesteron hormonlarında düşüş gözlenmesi de duygusal dalgalanmalara neden olmaktadır.  Her kadında farklı yaşanan bu biyolojik değişiklikler, annenin depresyon yaşamasına neden olabilmektedir. “loğusalık sonrası depresyon” denilen bu tabloda anneden gelip geçici ağlama nöbetleri, güçsüzlük, halsizlik, sıkıntı,  üzüntü yaşanabilmektedir. Bazen de bebeğe karşı ilgisizlik gözlenebilmektedir. Yeni doğum yapmış kadınların % 80’inde benzer duygusal değişimler, az ya da çok, kısa süreli olarak yaşanabilmektedir.

Loğusaların %10 ile %25’inde olduğu gibi, doğumdan sonra bir ile üç ay içinde karamsarlık, üzüntü, yetersizlik, hiçbir şeyden zevk alamama, çocuğa, ev işlerine bakamama gibi haller yaşanırsa, bu durum loğusalık depresyonuna işaret eder ve tedavi gerektirir.

Anne fazla mükemmeliyetçi ise “çocuğuma bakamayacağım” , “annelik yapamayacağım” korkusuna kapılır ve birçok şeyi takıntı haline getirir. Mesela çocuk ağladıkça paniğe kapılır. Ve “çocuğuma bir şey olacak, ben hata yapacağım” düşüncesiyle suçluluk duymaya başlar.  Bu da depresyonu tetikler. Çalışan kadının çocuğuna kariyerine engel olarak görmesi de depresyona neden olan bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.  Kadının kariyer endişeleriyle, istemediği bir hamilelik yaşadıysa, doğum sonrası depresyon yaşama riski artmaktadır.

Doğum sonrası anne yalnız kalmamalı

Doğum sonrasında anne, hem fiziksel olarak güçsüz kaldığı için hem de yukarıda bahsettiğimiz psikolojik nedenlerden dolayı yalnız bırakılmamalıdır. Özellikle ilk çocuğunu getiren genç hanımlar, tecrübesiz oldukları için, bu dönemde mutlaka bir aile büyüğünden yardım almalıdır.

Çünkü anne ne kadar deneyimli ve kendine güvenen biri olursa oldun bebek bakımı çok meşakkatli bir iştir. Böylesine yoğun günler yaşayan anne için bir bardak su almak bile büyük bir külfettir. Evdeki her günkü işlerini yapmada bile her zamankinden fazla enerji ve fazla zaman harcar. Tabi evdeki rutin işleri yapmayın derken çocuğuyla gerektiği gibi ilgilenmesi mümkün değildir.  Bunu yapan çok güçlü kadınlar vardır fakat olar istisnadır ve kendilerden ciddi anlamda fedakarlık ederek bu işlerle başa çıkmaktadır.

Gelenek anlayışımızda yeni doğum yapmış anne, aile büyükleri tarafından yalnız bırakılmaz. Ancak anneye refakat eden bir kişi ile anne arasındaki bu genelde kendi annesi ya da kayınvalidesidir. Çocuk bakımı ve ev işlerinin nasıl yapılacağı konusunda (loğusalık psikolojisi etkileriyle) tartışmalar, gerginlik yaratabilmektedir. Anne kendisine refakat eden kişiye hata yapma hakkı tanımalıdır.  O kişi için “işini gücünü bırakmış, bana yardım etmeye gelmiş” şeklinde düşünülmelidir. “ çocuk benim çocuğum” diyerek diğerlerini dışlamak olgunlaşmamış bir annenin ruh halidir. Yeni anne, bu süreçte kendisine yardım etmeye çalışan kişilere karşı anlayışı olması gerektiğinin farkında olmalı; ona destek verenler de, loğusalık psikolojisinin  kişiyi zaman zaman kırılganlaştırabileceği unutlulmamalıdır.

 

12 Ocak 2012 Ercan Segmen
Yorum yapın